Kliniğimizde Ocak 2002- Nisan 2005 tarihleri arasında derin venöz tromboz tanısıyla tedavi ve takipleri yapılan 44 olgu çalışmaya dahil edildi. Bu olguların 27'si erkek (%61,3) ve 17'si kadın (%38,7) cinsiyette ve yaş ortalamaları 43,2 ( kadınlarda 32.38 , erkelerde 54.07 ) idi (Tablo
1).
5 olguda yakın zamanda geçirilmiş cerrahi ( tanı aldığı tarihten itibaren en çok 3 ay önce geçirilmiş ürolojik, jinekolojik ya da ortopedik cerrahi ), 3'ünde malignensi, 4'ünde oral kontraseptif kullanımı, 2'sinde travma öyküsü bulunmaktaydı. Olguların 10'nunda hipertansiyon, 3'ünde diyabet, 2'sinde son 1 hafta içinde uzun süreli (>3 saat immobilizasyon ) yolculuk, 1'inde gebelik ya da postpartum durum, 11'inde obesite ve 6'sında sigara kullanımı öyküsü vardı (Tablo 2).
Olguların tümünde klinik bulguların yanı sıra tanısal olarak renkli Doppler USG tetkiki kullanıldı. Olguların 43'ünde (%97 ) mevcut venöz tromboz alt ekstremitede lokalize idi ve bunların16'sında (%37,2 ) sağ alt ekstremite, 26'sında (%60,5) sol alt ekstremite ve 1 tanesinde (%2,3) her iki alt ekstremitede tutulum bulunmaktaydı. Tek bir alt ekstremitede tromboz saptanan olgularda yapılan ultrasonografik incelemede etkilenen segmentin %20,93'ında iliyak ven, %56,13'ünde femoral ven ve %4,65'ında popliteal ven ve distali olduğu görülmekteydi. 7 olguda (%16,27) USG tetkiki sonucunu normal olarak bildirilmesine karşın klinik olarak derin ven trombozu teşhisi koyularak tedavi başlandı. Üst ekstremite derin ven trombozu gözlenen 1 olguda (%2,27) etkilenen segmentin aksiler ven olduğu saptandı (Tablo 3).
Başvuru anında %72,72 oranında ekstremitede ödem ve eritem, %75 oranında ağrı,%52,27 oranında ekstremitede sıcaklık hissi gözlendi. Alt ekstremite DVT'lerinin başlangıç fizik bakısında lokal hassasiyet % 84,09, yüzeyel venöz dilatasyon ve/veya variköz venler % 11,36 ve Homans testi pozitifliği % 68,18 oranında saptandı (Tablo 4). Bunun yanında alt ekstremitede tek ekstremitenin etkilendiği DVT olgularında normal ekstremiteye göre ortalama 3,5 cm. çap artışı saptandı (Tablo 5). Aksiller ven trombozu bulunan olguda normal ekstremiteye göre ön kolda 5 cm. çap artışı bulunmaktaydı.
Olguların % 2,27'sinde hemoptizi, %11,3'ünde solunum sıkıntısı bulunmaktaydı. %9,09 oranında öksürük, %13,63 oranında torasik bölgede ağrı, %20,45 oranında ateş ve %4,54 oranında senkop yakınmaları mevcuttu. Pulmoner emboli düşünülen 2 hastada (%4.5) sintigrafi tetkiki uygulandı ve sonuç yüksek olasılıklı pulmoner emboli olarak rapor edildi. Bu hastalarda mortalite gözlenmedi (Tablo 6).
Tedavi protokolünde tüm hastalara en az 1 hafta süreyle olmak üzere mutlak yatak istirahati uygulandı. 26 olguya (%59,09) hospitalizasyon anında intravenöz ya da subkütan bolus heparin (5000IU) ver ildi. Subakut DVT'l erde ve kanama komplikasyonları açısından risk taşıyan hastalarda (erken postpartum dönem veya gebelik,malignite, son 3 ay içinde geçirilmiş majör cerrahi, kanama diyatezi öyküsü vb.) bolus heparin dozu tercih edilmedi. Her hastada bazal hemoglobin, hematokrit, trombosit sayımı ve koagülasyon parametreleri (protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboplastin zamanı) çalışıldı. Kliniğe kabul sonrası olgulara sürekli intravenöz heparin infüzyonu (1000 IU/saat) başlanarak doz günlük a PTT değerlerine göre titre edildi. Aktive parsiyel tromboplastin zamanı seviyesinin bazal değerin iki katı düzeyde tutulması hedeflendi. Heparin tedavisine en az 5 gün süre ile devam edilmesi planlandı ve %45,45 oranında olguda tedavinin başlangıcından sonraki 5-6. günde, %36,36 oranında olguda 7-10. günde tedaviye son verildi. % 15,90 olguda ise İNR değerinin erken yükselmesi nedeniyle 3-4. gün heparin infüzyonu kesildi (Tablo 7).
24 hastada yatışının 0-3. gününde, 20 hastada da 4-7. gününde oral antikoagülan (Warfarin) tedavisine başlandı ve INR değeri 2'nin üzerine çıkıncaya kadar intravenöz heparin tedavisine devam edildi. Tedavi süresince hiçbir olguda majör kanama komplikasyonu ya damortalite gözlenmedi.
Tüm hastalarda oral antikoagülan tedaviye INR kontrolleri eşliğinde en az 3 ay süreyle devam edildi. Olguların %15.9'unda 3. ayda, %43.3'ünde, 3-6 ay arasında %9'unda 6. aydan sonraki bir zamanda oral antikoagülan tedavi sonlandırılmıştır. Rekürren tromboz açısından riskli kabul edilen %31.8 oranındaki olguda tedavinin sürekli olarak devam etmesi planlanmıştır.