Main page | About | Editorial board | Advisory board | Table of contents | Archive | Search | Instructions to authors | Contact
2005, Volume 6, Number 2, Page(s) 019-022
[ Summary ] [ English Summary ] [ PDF ] [ Similar Articles ] [ Mail to Author ] [ Mail to Editor ]
DERİN VE NTROMBOZUNDA STANDART HEPARİN TEDAVİSİ SONUÇLARIMIZ
M. İsmail BADAK1, Tünay KURTOĞLU1, Erdem A. ÖZKISACIK1, Mehmet BOĞA1, Uğur GÜRCÜN1, Nail SİREK1, Kutsi KÖSEOĞLU2, Berent DİŞCİGİL1
1Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi AD., AYDIN
2Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD., AYDIN
Anahtar Kelimeler: Derin venöz tromboz (DVT), standart (unfraksiyone) heparin tedavisi
Summary
Amaç: Kliniğimizde derin venöz tromboz tanısıyla sürekli unfraksiyone (standart) heparin kullanılarak tedavi edilen olgulara ait sonuçların retrospektif olarak incelenmesi.

Yöntem: Kliniğimizde Ocak 2002-Nisan 2005 tarihleri arasında derin venöz tromboz tanısıyla tedavi ve takipleri yapılan 44 olgu çalışmaya dahil edildi. Tedavi protokolünde tüm hastalara en az 1 hafta süreyle olmak üzere mutlak yatak istirahati uygulandı. Sürekli intravenöz heparin infüzyonu başlanarak doz a PTT değerlerine göre titre edildi. Oral antikoagülan tedavi başlanarak INR değeri 2'nin üzerine çıkıncaya kadar intravenöz heparin tedavisine devam edildi. Olguların tümünde klinik bulguların yanı sıra tanısal olarak renkli doppler USG tetkiki kullanıldı.

Bulgular: Yaş ortalamaları 43,2 olan olguların, 27'si erkek (% 61,3) ve 17'si kadın (%38,7) idi. Olguların % 4.5'inde pulmoner emboli saptandı. Pulmoner emboli gelişen olgularda mortalite gözlenmedi.Heparin tedavisine olguların %45'inde 5-6. gün,%36'sında 7-10. gün devam edildi. 24 hastada yatışının 0-3. gününde, 20 hastada da 4-7. gününde oral antikoagülan tedaviye başlandı. Tedavi süresince hiçbir olguda majör kanama komplikasyonu ya da mortalite gözlenmedi. 3 aylık takipte hiçbir olguda rekürren tromboembolizm ile karşılaşılmadı.

Sonuç: Derin venöz trombozda devamlı unfraksiyone heparin tedavisinin güvenle uygulanabilecek bir yöntem olduğu görüşündeyiz.

  • Top
  • Summary
  • Introduction
  • Methods
  • Disscussion
  • References
  • Introduction
    Derin venöz tromboz (DVT), bazen klinik bulgu vermeyen baldır venlerinde trombozdan venöz gangren e ve dolayısıyla ekstemitenin kaybına kadar ilerleyebilen bir tablo oluşturur. Post-trombotik venöz yetmezliğe ve ölümcül seyreden pulmoner emboliye yol açtığından tedavisi önemlidir.1 DVT yaşam kalitesini etkilediği gibi tedavisinde ciddi sağlık harcamalarına neden olur. Derin venöz trombozun tedavisinde farklı yöntemler mevcuttur. Biz kliniğimizde standart heparin ile tedavi ettiğimiz 44 hastanın tedaviye cevabını ve sonuçlarını irdeledik.
  • Top
  • Summary
  • Introduction
  • Methods
  • Disscussion
  • References
  • Methods
    Kliniğimizde Ocak 2002- Nisan 2005 tarihleri arasında derin venöz tromboz tanısıyla tedavi ve takipleri yapılan 44 olgu çalışmaya dahil edildi. Bu olguların 27'si erkek (%61,3) ve 17'si kadın (%38,7) cinsiyette ve yaş ortalamaları 43,2 ( kadınlarda 32.38 , erkelerde 54.07 ) idi (Tablo 1).


    Click Here to Zoom
    Tablo 1: .

    5 olguda yakın zamanda geçirilmiş cerrahi ( tanı aldığı tarihten itibaren en çok 3 ay önce geçirilmiş ürolojik, jinekolojik ya da ortopedik cerrahi ), 3'ünde malignensi, 4'ünde oral kontraseptif kullanımı, 2'sinde travma öyküsü bulunmaktaydı. Olguların 10'nunda hipertansiyon, 3'ünde diyabet, 2'sinde son 1 hafta içinde uzun süreli (>3 saat immobilizasyon ) yolculuk, 1'inde gebelik ya da postpartum durum, 11'inde obesite ve 6'sında sigara kullanımı öyküsü vardı (Tablo 2).


    Click Here to Zoom
    Tablo 2: .

    Olguların tümünde klinik bulguların yanı sıra tanısal olarak renkli Doppler USG tetkiki kullanıldı. Olguların 43'ünde (%97 ) mevcut venöz tromboz alt ekstremitede lokalize idi ve bunların16'sında (%37,2 ) sağ alt ekstremite, 26'sında (%60,5) sol alt ekstremite ve 1 tanesinde (%2,3) her iki alt ekstremitede tutulum bulunmaktaydı. Tek bir alt ekstremitede tromboz saptanan olgularda yapılan ultrasonografik incelemede etkilenen segmentin %20,93'ında iliyak ven, %56,13'ünde femoral ven ve %4,65'ında popliteal ven ve distali olduğu görülmekteydi. 7 olguda (%16,27) USG tetkiki sonucunu normal olarak bildirilmesine karşın klinik olarak derin ven trombozu teşhisi koyularak tedavi başlandı. Üst ekstremite derin ven trombozu gözlenen 1 olguda (%2,27) etkilenen segmentin aksiler ven olduğu saptandı (Tablo 3).


    Click Here to Zoom
    Tablo 3: .

    Başvuru anında %72,72 oranında ekstremitede ödem ve eritem, %75 oranında ağrı,%52,27 oranında ekstremitede sıcaklık hissi gözlendi. Alt ekstremite DVT'lerinin başlangıç fizik bakısında lokal hassasiyet % 84,09, yüzeyel venöz dilatasyon ve/veya variköz venler % 11,36 ve Homans testi pozitifliği % 68,18 oranında saptandı (Tablo 4). Bunun yanında alt ekstremitede tek ekstremitenin etkilendiği DVT olgularında normal ekstremiteye göre ortalama 3,5 cm. çap artışı saptandı (Tablo 5). Aksiller ven trombozu bulunan olguda normal ekstremiteye göre ön kolda 5 cm. çap artışı bulunmaktaydı.


    Click Here to Zoom
    Tablo 4: .


    Click Here to Zoom
    Tablo 5: .

    Olguların % 2,27'sinde hemoptizi, %11,3'ünde solunum sıkıntısı bulunmaktaydı. %9,09 oranında öksürük, %13,63 oranında torasik bölgede ağrı, %20,45 oranında ateş ve %4,54 oranında senkop yakınmaları mevcuttu. Pulmoner emboli düşünülen 2 hastada (%4.5) sintigrafi tetkiki uygulandı ve sonuç yüksek olasılıklı pulmoner emboli olarak rapor edildi. Bu hastalarda mortalite gözlenmedi (Tablo 6).


    Click Here to Zoom
    Tablo 6: .

    Tedavi protokolünde tüm hastalara en az 1 hafta süreyle olmak üzere mutlak yatak istirahati uygulandı. 26 olguya (%59,09) hospitalizasyon anında intravenöz ya da subkütan bolus heparin (5000IU) ver ildi. Subakut DVT'l erde ve kanama komplikasyonları açısından risk taşıyan hastalarda (erken postpartum dönem veya gebelik,malignite, son 3 ay içinde geçirilmiş majör cerrahi, kanama diyatezi öyküsü vb.) bolus heparin dozu tercih edilmedi. Her hastada bazal hemoglobin, hematokrit, trombosit sayımı ve koagülasyon parametreleri (protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboplastin zamanı) çalışıldı. Kliniğe kabul sonrası olgulara sürekli intravenöz heparin infüzyonu (1000 IU/saat) başlanarak doz günlük a PTT değerlerine göre titre edildi. Aktive parsiyel tromboplastin zamanı seviyesinin bazal değerin iki katı düzeyde tutulması hedeflendi. Heparin tedavisine en az 5 gün süre ile devam edilmesi planlandı ve %45,45 oranında olguda tedavinin başlangıcından sonraki 5-6. günde, %36,36 oranında olguda 7-10. günde tedaviye son verildi. % 15,90 olguda ise İNR değerinin erken yükselmesi nedeniyle 3-4. gün heparin infüzyonu kesildi (Tablo 7).


    Click Here to Zoom
    Tablo 7: .

    24 hastada yatışının 0-3. gününde, 20 hastada da 4-7. gününde oral antikoagülan (Warfarin) tedavisine başlandı ve INR değeri 2'nin üzerine çıkıncaya kadar intravenöz heparin tedavisine devam edildi. Tedavi süresince hiçbir olguda majör kanama komplikasyonu ya damortalite gözlenmedi.

    Tüm hastalarda oral antikoagülan tedaviye INR kontrolleri eşliğinde en az 3 ay süreyle devam edildi. Olguların %15.9'unda 3. ayda, %43.3'ünde, 3-6 ay arasında %9'unda 6. aydan sonraki bir zamanda oral antikoagülan tedavi sonlandırılmıştır. Rekürren tromboz açısından riskli kabul edilen %31.8 oranındaki olguda tedavinin sürekli olarak devam etmesi planlanmıştır.

  • Top
  • Summary
  • Introduction
  • Methods
  • Disscussion
  • References
  • Discussion
    1856 yılında Rudolph Wirschoff derin ven trombozunda hiperkoaguabilite, staz ve endotel hasarı şeklinde öne sürdüğü ve halen geçerli olan patofizyolojik triadı tanımlamıştır. Bu faktörler DVT ve buna bağlı komplikasyonların oluşması riskini artırmaktadır. Literatürde derin ven trombozu insidansı % 0.016, pulmoner emboli insidansı ise % 0.006 olarak bildirilmiştir.2 Pulmoner embolilerin yarısından fazlası bir saat içinde ölüme neden olduğu için tanı konamaz ve tedavi etme imkanı kalmamaktadır. Masif pulmoner emboli geçiren hastaların %50'sinin semptomların başlangıcından itibaren ilk 30 dakika,%70'nin ilk 60 dakika, %85'inin ise ilk 6 saat içinde kaybedildiği bildirilmektedir.3 Hastanede yapılan tüm otopsilerin %10'unda ölüm nedeni pulmoner emboli olarak tespit edilmiştir ve otopsilerin %83'ünde derin ven trombozu bulunduğu gözlenmiştir.4

    Derin ven trombozunda en önemli nokta erken ve doğru tanıyı takiben vakit kaybetmeden tedaviye geçmektir. Tedavide temel hedefler pulmoner emboli tehlikesini en aza indirmek, venöz pıhtılaşmayı azaltmak ve oluşmuş pıhtının rezolüsyonunu sağlamaktır. Bunların yanında ekstremite ödeminin artmasına bağlı kompartman sendromu sonucu ortaya çıkabilen phlegmasia cerulea dolens, venöz gangren ve ekstremite kaybı engellenmelidir. Mümkün olduğunca venöz akımın devamlılığı sağlanarak venöz kapakçıkların fonksiyonları korunmalı ve geç dönemde posttromboflebitik sendrom gelişmesi riski azaltılmalıdır. Venöz tromboembolizm tedavisinin ilk basamağı olan antikoagülasyona olabildiğince çabuk başlanmalıdır.

    Derin venöz tromboz tedavisinde 1930'lu yıllardan itibaren standart (unfraksiyone) heparin kullanılmıştır. Derin venöz trombozun geleneksel medikal tedavisi heparin uygulaması ve oral antikoagülan tedavi ile yatak istirahatinden oluşmaktadır.5 Derin venöz tromboz tespit edildiğinde ilk tedavi sıklıkla 5000 IU heparin bolus verilerek yapılır ve sonrasında 1000 IU/saat hızında intravenöz infüzyon ile devam edilir. Bu tedavide parsiyel tromboplastin zamanı değerinin 45-55 saniye civarında tutulması hedeflenir.6 Bolus dozunu takiben 4-6 saat aralıklarla parsiyel tromboplastin zamanına bakılarak dozun ayarlanması gerekmektedir.4 Standart heparin tedavisi protamin ile kolaylıkla antagonize edilebilme avantajını taşımaktadır. Geleneksel tedavide hastanın hospitalizasyonu ile birlikte laboratuar monitorizasyonu ve tedavinin uygulanması için tıbbi personele ihtiyaç duyulmaktadır.

    Deneysel çalışmalar, venlerde trombüs oluşumundan sonraki ilk 18saat içinde trombüsün ven duvarına yapışmaya başladığını ve bunun 7. güne kadar devam edebildiğini göstermektedir. Günümüzde halen bir çok merkezde pulmoner emboli riskinin azaltılması için DVT geçiren hastaların tedavisinde yatak istirahati ve venöz stazın giderilmesi amacıyla ekstremite elevasyonu uygulanmaktadır.7

    Tedavinin etkili olması ve nükslerin önlenmesi için antikoagülasyonun en az 3 ay süreyle devam etmesi gerekmektedir. Oral antikoagülanların istenilen aktiviteyi sağlaması için yaklaşık bir haftalık süreye ihtiyaç duyulduğundan, tanı koyulduğu anda heparin tedavisi ile birlikte oral antikoagülan da başlanmalıdır. İNR (International Normalized Ratio) değeri 2'nin üzerinde olduğunda heparin tedavisi kesilerek yalnızca oral antikoagülan ile tedaviye devam edilir. Genellikle 3 aylık bir tedavi yeterli olmakla birlikte hiperkoagülabilite sendromlarında tedavi 6 ay sürdürülmelidir. Trombofilik ya da koagülabiliteye yatkınlık yaratan gen mutasyonlarının bulunduğu olgularda tedavinin ömür boyu sürmesi tercih edilmelidir.4

    Bir çok randomize çalışmada ve meta analizde akut DVT bulunan hospitalize edilmiş hastalarda günde iki kez uygulanan subkütan UFH tedavisininen az standart sürekli heparin tedavisi kadar etkin ve güvenli olduğu bildirilmiştir.8 Özyazıcıoğlu ve arkadaşları tarafından 349 DVT olgusu ile yapılan çalışmada 90 günlük takip sonunda rekürren venöz tromboembolizm oranı fraksiyone heparin (6x5000IU) uygulanan grupta % 9 , DMAH verilen olgularda ise % 4 bulunmuştur.9 Düşük molekül ağırlıklı heparinler ile klasik heparin tedavisini karşılaştıran çalışmalarda kümülatif olarak rekürren venöz tromboembolizm riskinin standart heparin kullanılan olgularda % 4.6, düşük molekül ağırlıklı heparin kullanılan olgularda ise % 4.4 olduğu saptanmıştır. Aynı değerlendirme majör kanama riski için yapıldığında ise standart heparin grubunda %2.3 ve DMAH grubunda % 2.2 oranları karşımıza çıkmaktadır.4 Bizim çalışmamızda pulmoner emboli % 4.5 oranında görülmüş ve bu olguların hiçbirinde masif emboli ve mortalite gözlenmemiştir. Bunun yanında hospitalizasyon sırasında ve 3 aylık takipte hiçbir olguda majör kanama veya rekürren tromboembolizm gözlenmemiştir.

    Günümüzde, heparinin parçalanması ile elde edilen düşük molekül ağırlıklı heparinler (DMAH) sağladıkları çeşitli avantajlar nedeniyle klinikte yaygın olarak kullanım kazanmıştır. DMAH'lerin anti-trombotik aktiviteleri daha çok faktör Xa ile sınırlıdır ve trombin üzerine etkileri son derece kısıtlıdır. Bu nedenle de DMAH'ler heparine göre kanama komplikasyonları açısından çok daha güvenli bir şekilde kullanılabilir. Heparinden farklı olarak endotele ya da plazma proteinlerine bağlanmadıklarından biyoyararlanımları heparine göre daha iyidir. DMAH'lerin subkütan uygulanmasıyla istenilen terapötik etkinliğe ulaşılabilir ve bu esnada kanama testlerinin laboratuar takibi de gerekmez. Literatürde bir çok çalışmada heparin ile kıyaslandıklarında DMAH'lerin DVT tedavisinde en az heparin kadar etkili ve hatta kanama komplikasyonları ile mortalite ve morbidite açısından da üstün oldukları görülmektedir.9,12 Son yıllarda DVT'nin tedavisinde tanı konulduğu anda pulmoner emboli yoksa, hastada yandaş hastalık ve kanama açısından risk bulunmuyorsa evde DMAH ile tedavi uygulanması yönünde bir eğilim ortaya çıkmıştır. DMAH'ler standart heparine göre daha yüksek maliyeti olan ilaçlardır. Ancak uygulama için hospitalizasyona gerek olmaması nedeniyle uygun şartlarda tedavi maliyetini düşürücü yönde etkileri ortaya çıkmaktadır. Buna karşın hospitalizasyondan kaçınılarak risk faktörlerinin ye ter ince araştırılmaması ve etyolojinin aydınlatılmaması tedavinin başarısı ve komplikasyonlar yönünden olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.4

    Kliniğimizde DVT tanısı almış olguların rutin olarak hospitalizasyonu ve unfraksiyone heparin ile tedavi edilmesi tercih edilmiştir. Bu tedavide elde ettiğimiz sonuçlar literatürdeki sonuçlar ile benzerdir ve DVT tedavisinde unfraksiyone heparin kullanımının etkin bir yöntem ol arak uygulanabilirliğini göstermektedir.

  • Top
  • Summary
  • Introduction
  • Methods
  • Discussion
  • References
  • References

    1) Kyrle PA, Eichinger S. Deep vein thrombosis. Lancet 2005; 365:1163-74.

    2) Dallen JE, Alpert JS. Natural history of pulmonary embolism. Prog Cardiovasc Dis 1975;17:259-270.

    3) Mattox KL, Feldtman RW, Beal AC. Pulmonary embolectomy acute massive pulmonary embolism. Ann Surg1982; 195:726-31.

    4) Kurtoğlu M. Venöz Tromboembolizm: Tanı-Tedavi. Fleboloji Dergisi 2002;1:21-32.

    5) Gürer O, Enç Y, Ketenci B. Düşük moleküler ağırlıklı heparin alan derin ven trombozlu olgularda fiziksel tedavi seçimi: kompresyonlu çorap ile yürüme veya yatak istirahati? Fleboloji Dergisi. 2001;3:7-10.

    6) Kurtoğlu M. Tromboemboli, derin ven trombozu (DVT) ve pulmoner emboli'de (PE) profilaksi, tanı ve tedavi. Fleboloji Dergisi. 2000;2:7-13.

    7) Yaycıoğlu A, Arıbal D, Tatlıcıoğlu E. Cerrahi Damar Hastalıkları. Türkiye Klinikleri Yayınevi. 1978; 364- 82.

    8) Kearon C.,Harrison L.,Crowther M. Optimal dosing of subcutaneous unfractioned heparin for the treatment of deepvein thrombosis. Thromb Res 2000;97:395-403.

    9) Özyazıcıoğlu A., Dağ Ö., Yekeler İ. Derin venöz trombozlarda tedavi uygulamalarımız. Türk Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Dergisi. 2000;8:715-8.

    10) Leizorovichz A, Simmonau G, Decousus H et al.: Comparision of efficacy and safety of low molecular weight heparin and unfractioned heparin in initial treatment of deep venous thrombosis: Meta-analysis. BMJ 1994;390: 299-304.

    11) Lensing AWA, Prins MH, Davidton BL et al.:Treatment of deep venous thrombosis with low molecular weight heparins.Arch Intern Med1995;155:601-607.

    12) Siragusa S, Cosme B, Piovella F et al.: Low molecular weight heparins and unfractioned heparin in the treatment of patients with acute venous thromboembolism: Results of a meta analysis. Am J Med 1996;100:296-277.

  • Top
  • Summary
  • Introduction
  • Methods
  • Discussion
  • References
  • [ Top of the Page ] [ Summary ] [ English Summary ] [ PDF ] [ Similar Articles ] [ Mail to Author ] [ Mail to Editor ]


    This article has been cited by other articles on the "Turkmedline National Index":
    Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi
    ZAHİT BOLAMAN
    DERİN VEN TROMBOZU VE HEPARİN KULLANIMI
    Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2005; 6(3): 51 - 52.
    [ABSTRACT]
    Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi
    M İSMAİL BADAK
    STANDART HEPARİN TEDAVİSİ
    Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2005; 6(3): 53 - 53.
    [ABSTRACT]

    Main page | About | Editorial board | Advisory board | Table of contents | Archive | Search | Instructions to authors | Contact